çıktığımız kabuğu tekmelemek
Doğanın dengesi; öz be öz çocuğu tarafından bozuluyor. Peki tırnak etten ayrı nereye kadar gelişebilir? Teknik tanrısına sunduğumuz bu kurban, bu doğa nereye kadar dayanabilir? Bu değirmenin suyu nereden geliyor? İnsan ile doğanın dengesi düşünmeden yapılacak azgınca bir üretim, doğaya göre tekrar düzenlenmemiş bir üretim nereye kadar gidebilir?
Kâr - Kâr - Kâr!Bir şiir söyletiverdi kendini şimdi:
Yaz ortasında bile
Holdinglerin tepesine
Kâr yağıyor!
Kızılderili toplumuna, Aborijinlere yani medeniyet zehirleriyle öldürülmeden, uyuşturulmadan önce, 18-19-20 yüzyılın başında hala doğayla uyum halinde yaşamlarını sürdüren bu insanlara ilgi duymayan çok az kişi vardır... Ama misyonerlerin vahşi dediği bu insanlar değildi vahşi olan, yani medeniyet yani bütün getirdiği refaha rağmen medeniyet (sınıflı toplum) ve onun kendi faydasına her şeyi hiçe sayan düşünme biçimi vahşiydi.
Bu tepelerden
Beyaz adamın izlerini de
Sil rüzgar!
Onlar doğayla uyum içerisinde yaşayan, doğaya saygı gösteren insanlardı. Sınıflı toplumla birlikte insan toplumunun sınıflara ve daha sonra zümrelere ayrılmasından da önemli bir şey vardı fark edemediğimiz...Aşırı üretimin doğayla insan toplumunun doğal dengesini bozmasıydı fark edemediğimiz! Şu an bu denge tam tersine dönmüş durumda! Hareksizleşen toplum, hareketsizleşen kişi. Hep özlem duyduğumuz bu doğaya ne zaman sahip çıkacağız?
İçinden çıktığımız kabuğu tekmeliyoruz biz!
İçinden çıkamadığımız bu sınıflı toplum kabuğunu ise ne çok seviyoruz!
Ne çok seviyoruz!!!!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder